Google+

ŞEREFLİKOÇHİSAR (BÖLÜM 2)

241910 Kas 2017Gezi Notu
Nezahat GöçmenNezahat GöçmenBronz Yazar10 Kas 201724190 Yorum

Yüzyıllardır Koçhisar’ı güneşin doğuşuyla selamlayan Sultan Alâaddin Camii

Anadolu beylikleri döneminde Şereflioğulları beyliği ve Koçoğulları beyliği, Tuz Gölü’nün yakınlarına yerleşmeleri ile kurulmuştur. Daha sonra Anadolu Selçuklu devletine bağlanmışlardır. Koçhisar’ın içinde bulunan Alâaddin Camii o dönemden kalan tek tarihi eserdir.

Ankara

Yüzyıllardır Koçhisar’ı güneşin doğuşuyla selamlayan Sultan Al​âaddin Camii'nin taştan yapılmış minberi basit süslemelere sahiptir. Mihrap ve minberi çok etkileyici bir sanat abidesidir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen caminin, Selçuklu devrinde yapılmış olduğu ve kapısındaki 1869 tarihli kitabenin, caminin yeniden yapım tarihini bildirdiği düşünülüyor. Su basman seviyesine (Binanın zemin katının taban seviyesine) kadar olan temel duvarlarının beden duvarlarından daha eski olması ise caminin tarihini 13. yüzyıla kadar indirmektedir.

Ankara-1

Sarıkaya Mahallesi'nde bir teras üzerinde yer alan cami, kare planlı ve tek kubbeli bir yapıdır. Caminin beden duvarları tamamen kesme yontu taştan yapılmıştır
 
Sivri kemerli geniş bir silmeyi basık kemerli giriş kapısının çevresinde görebilirsiniz. Taç kapının üst tarafında kitabe, kenarlarında ise bazı motifler vardır ve bu motifler geç dönem özellikleri taşımaktadır. Üzeri beşik tonozla örtülen mihrap mekânı güneye eyvan şeklinde girinti yapar. Taş mihrap sade görünümlüdür ve taç kapı ile aynı üslupta yapılmıştır.

Ankara şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Angora House Hotel, Divan Cukurhan, Hotel Monec. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Umit Pembe Kosk Hotel, Hotel Abro Necatibey gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Almer Hotel, Ankyra Hotel, Baskent Hotel tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Ankara aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Tarih kokan Kent Müzesi

Şereflikoçhisar’da tarih kokan bir yer vardır ki Sultan Alaaddin Camii’nden sonra ikinci tarihi eserdir. Kurtuluş Savaşı’nın askeri karargâhı ve Şereflikoçhisar isminin kararının alındığı yerdir.

Ankara-2

Benim de ortaokulda eğitim aldığım binadır. İki katlı olan müze, misafirlerini yeşil bir bahçe ile karşılıyor. Müzeye her giden, mutlaka ziyaret defterine adını soyadını yazdırıyor. Böylelikle tüm ziyaretçilerin müzeye gitme tarihi kayıt altına alınıyor.

Ankara-3

Binanın giriş duvarında Atatürk'ün fotoğrafı, Türk bayrağı, belediye bayrağı ve kılıçlar asılı. İlk katta üç oda bulunuyor. Odanın birinde televizyon, daktilolar, dikiş makinesi, süt makinesi, telefonlar, tarlada kullanılan dirgen, yaba, elek gibi araçlar, ikinci odada; minder, yastık, 1970 yılında giyilen gelinlik ve kıyafetler, radyolar, televizyonlar, üçüncü odada yine müzelik kıyafetler, müzelik araç ve gereçler bulunuyor.

Ankara-4

Kent müzesinin ikinci katında bir toplantı salonu bulunurken bu kattaki diğer iki oda tuz müzesi olmak için bekliyor.
 
Bahçesinde kamelyaların bulunduğu müzeye mutlaka uğrayın. Tarih kokusu üzerinize sindikten sonra günbatımı yaklaşırken belediyeye ait olan ve Koçhisar’ı geniş açıdan izleyebileceğiniz Güneş Tepe’ye çıkın. Çayınızı kahvenizi yudumlayın. Çok acıktığınızda Koçhisar’a özgü yemekler tadın. Gün batmak üzereyken “Güneş, Nemrut'tan Doğar, Tuz Gölü'nden Batar“ sözlerini hatırlayın. Doğanın ikramı olan bu güzelliği doyasıya izleyin ve alkışlayın. Bir bozlak dinleyin. Radyonuzun sesini açın Üstat Neşet Ertaş’ın “Türkülerimin hakkını vererek okuyan halk müziğimizin tartışmasız kraliçesi” dediği Gülşen Kutlu‘yu dinleyin. “Doyulur mu doyulur mu?” türküsünün namelerinde bakarsınız uzaklara. Bu türkü herkesi oynatsa da sevgiliye söylenebilecek en güzel sözlere sahiptir.

Koçhisar türküleri dinlerken elinizle ritim tutarsınız. Eliniz elinizde, ayaklarınız sizde değildir. Tahta kaşık sesleri gelir türkülerin fonunda.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Anadolu Medeniyetleri Müzesi kayıtlarında Antik Parnasoso Kenti

Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesi, Değirmenyolu Köyü’nde yer alan ve Eski Tunç Çağı’na ait olduğu düşünülen höyük ve çevresi Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 12.01.1993 tarih ve 2823 sayılı kararla I. ve III.Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilmiştir. Değirmenyolu Köyü ve çevresinin antik kaynaklarda ve haritalarda Parnassos Antik Kenti olarak geçmesi ve köyün eski adının da Parlasan olması, Değirmenyolu Köyü’nün Antik Parnassos Kenti olduğunu doğrulamaktadır. Parnassos kenti, Constantinopolis’den (İstanbul) başlayıp Nicaia (İznik) – Ankyra (Ankara) - Tatta Limne (Tuz Gölü) -Tarsos (Tarsus)- Antiocheia (Antakya) üzerinden Judaea (Kudüs) ya kadar uzanan ve Hacı Yolu olarak bilinen yol üzerinde önemli bir duraktır.”

Peçenek Çayı, Şereflikoçhisar'dan geçip nazlı nazlı Tuz Gölü'ne dökülür

Peçenek deresi, Şereflikoçhisar'ın 40 kilometre güneydoğusundan doğar. Camişli Göl denilen yerden doğan pınarlardan ve güzergâhı boyunca etrafındaki dağlardan çıkan küçük akarsularla beslenir. İlkbahar, sonbahar ve kış aylarında yağmur ve kar yağışlarından beslenir ve kaynağını alır.
 
Kuzeybatıya doğru düz bir yatak içinde aktıktan sonra Şereflikoçhisar yakınında Peçenek Boğazı’nı aşarak Koçhisar Ovası’na dökülür. Ova üzerindeki Menderesli yatağını takip ederek batıya doğru akar ve nazlı nazlı Tuz Gölü'ne dökülür.

Anadolu türkülerinin bağrı Şereflikoçhisar ve Hüseyin Andaç (1928 – 27 Kasım 1976)

Radyoda bir anons duyarsınız. ”Hüseyin Andaç’tan alınan bir türkü, Kara Kaş Altına Çekmiş Sürmeler” sevdayı ve aşkı anlatan, Muzaffer Sarısözen’in 1950 yılında derlediği bir türküdür. Sözleri sizi alıp götürür. 1958 yılında "Cilalı İbo" filminde Türk halk müziğinin çok büyük değerlerinden Neriman Altındağ Tüfekçi’nin seslendirdiği bu türkü, tarihinin önemli bir yapıtı olarak TRT’deki yerini almıştır.
 
Görme engelli ozanımız Hüseyin Andaç’ı; genellikle türküleri ve şiirleri ile tanırız. Güzel eserlerinin yüreğinden nasıl döküldüğü yaşadıkları ile yakından ilgili olmalı. Ozanımızın çoğu kişi tarafından bilinmeyen gündelik yaşantısı, hayatının acımasızlığını da gözler önüne seriyor. “Şereflikoçhisar'ın Sarıkaya Mahallesi’ndeki kerpiçten, küçük ve bakımsız evinde, gören gözlere inat yaşam mücadelesi vermiş, iri-yarı cüssesi ve hiç kapanmayan gönül gözüyle hayata veda etmiş. Yaşadığı süre içinde, kimsenin yardımına ihtiyaç duymamış, hırçın ve öfkeli bir eş olan Atike Andaç'tan şikâyet bile etmemiş, gururlu bir ozandır. Gönül gözü her gün aynı yoldan gidip geldikleri bir komşu kızını görüp sevdalanmış, sevdasını bir çift güzel sözle anlatmış fakat karşılığında gördüğü tepki şiddet olmuştur. Kesin bilinmez ancak, “Kalp” adlı şiiri bu yaşanmış olaya tanıklık eder gibidir.”
 
KALP
“Neyin var şu cihanda, dertlerle dolu kalbim
Manasız bir ümmetin ve aşkın yolu kalbim
Gülmek sana yakışmaz, bahtına otur ağla
Yar uğruna kırılmış, kanadı kolu kalbim.”
 
Yaşanmışlıklar daha nasıl anlatılabilir ki? Hem özünden hem sözünden dökülmüş.
 
Bizler de; Her 27 Kasım’ı “Hüseyin Andaç Anma ve Anlama Günü” olarak takvimlere kaydetmiş bulunuyoruz.

Sesi de sazı gibi anlamlı Selçuk Esen

1954 yılında Şereflikoçhisar’da doğan Selçuk Esen, ilkokulu Şereflikoçhisar Cumhuriyet İlkokulu’nda okuduktan sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu’nda yatılı olarak okumaya başladığı yıllarda müzikle tanışır. Ankara Erkek Öğretmen Lisesi’ni ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nde keman, piyano eğitimi alır. Şereflikoçhisar’ın sosyal yaşamında sazı ve sözü ile aktif rol almıştır. Çok sayıdaki halk türküsünü, mani ve deyişleri arşivlemiş ve kültür hayatımıza kazandırmıştır. Hem çalan hem söyleyen, doğduğu toprağın rengini, izini taşıyan, sesi de sazı gibi anlamlı olan değerli üstadımız, yakalandığı akciğer kanseri nedeniyle 12 Mayıs 2014 tarihinde Anadolu türkülerini bize bırakarak yaşama veda etmiştir.

Mart ayından eylül ayına uzanan flamingo serüveni

Tuz Gölü; genel adı flamingo ve yerel halk ağzında adı “allı turna” olan kuşların Akdeniz Havzası'ndaki en önemli konaklama noktalarındandır. “Allı Turnam bizim ele varırsan, şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle” türküsü kim bilir hangi duygularla yakılmıştır.
 
“Tuz Gölü kıyılarının kızıl renge boyanmasının nedeni, Salina adındaki algler, çok tuzlu sularda tuz ile beslenerek kırmızı pigment üretiyorlar. Tuz, dünyada flamingoların kuluçkaya yattığı en önemli sulak alanlar arasında yer almaktadır. Yılın belli dönemlerinde flamingolar geliyor. Tuz Gölü’nde her yıl on binlerce kuş yavrusu kuluçkadan çıkarken göl, adeta bir flamingo cennetine dönüşüyor. Flamingolar tuzda yaşayan bir alg türü ile besleniyor. Kış ve ilkbahar aylarında göldeki su seviyesi yükseliyor.“
 
Flamingolar ve Tuz Gölü uyumuna baktığımızda; Flamingoların Tuz Gölü üzerindeki dansı, uyumu ve verdikleri pozlar baş döndürücü.

Ankara-5

Yaz mevsimi, tuzun kristalleşerek beyaz kayalar oluşturduğu aylardır. Mart ayından itibaren göle gelen flamingolar kuluçkaya yattıktan sonra yavrularını büyütürlermiş ve eylül ayından itibaren güneye göç etmeye başlıyorlarlarmış. Tuz Gölü’nde leylek, angut ve suna ördeği ile balıkçıl kuş türleri de mevcuttur. Sayılamayacak kadar çok çeşitli kuş türüne ev sahipliği yapan Tuz Gölü havzası, yaklaşık 6.000 kadar kuş yuvalama alanına sahiptir.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar