Yahudi Mahallesi: Kudüs

Pamuk Tüccarları Kapısı'ndan (Cotton Merchant's Gate) çıkıp sola, yani güneye, doğru ilerlemeye başladık. Çarşının içinden geçip tam Batı Duvarı Meydanı'na (Western Wall Plaza) varacaktık ki uzuncana bir kuyruk gördük. Sorduk hemen ne kuyruğu diye; Batı Duvarı Tüneli'nin (Western Wall Tunnel) giriş noktasıymış. Girmek için yeltendiysek de en erken İngilizce turun akşam saat 21.00'de olduğunu söylediler. Tura katılmadan da girilemiyor maalesef. 

Neyse 5-6 saat gezer geliriz akşama dedik. Tabi ki hangi gezide sonra yaparız dediğimiz bir şey varsa yapamadan geldiğimiz için haliyle buraya da giremedik. Ama hikayesini öğrendim sonradan: Kral HerodTapınak Tepesi'nin alanını genişletmek için Tapınak Tepesi'nin kuzeybatısındaki bir tepeyi de içine alacak şekilde, tepelerden daha yüksek olan 4 tane dayanak duvarı ördürür. MS 70 yılında RomalılarTapınak'ı yıktıktan sonra da orjinal tapınağa ait bu duvarlar ayakta kalır. Zamanla antik kalıntıların üzerine, bu duvara yaslanan yapılar yapılır. Üst üste yapa yapa öyle bir hal alır ki bu durum, Batı Duvarı'nın sadece 60 metrelik bir kısmı toprak üzerinde kalır günümüzde, -yani fotoğraflarda Yahudileri önünde ağlarken gördüğümüz bölüm. 485 metrelik asıl kısım ise yeraltında kalır. Bu yeraltında kalan kısma ise işte bu tüneller vasıtasıyla ulaşılabiliniyor. Tünellerin çoğu üzerindeki yerleşim birimlerinin su deposu veya kanalizasyonu olarak kullanılıyorken uzun uğraşlar sonucunda birçoğu temizlenip günümüzde gezilebilinir hale getirildi. Bu kazılar esnasında tabi ki de şehrin tarihine ait birçok arkeolojik bilgi elde edildi. Tünelde ilgimi çeken bir yer var ki buraya "Mağara" deniliyor. Burası ilk Müslümanların, Yahudilere izin vermesinden itibaren bir sinagog olarak kullanıyor. Bu nokta fiziksel anlamda, Tapınak Tepesi'ne girmeden Kutsalların Kutsalı'nın bulunduğu varsayılan noktaya en yakın nokta. O yüzden birçok Yahudi buraya yüzyıllardır ibadet amaçlı gelmekte. 

Kuyruğu geçip biraz ilerlediğimizde Batı Duvarı Meydanı'na çıktık. Sukot olduğu için inanılmaz bir kalabalık var. Geleneksel kıyafetlerini giymiş binlerce Yahudi -ağlayanı ağlamayanı- hep birlikte bir arada ibadet ediyordu. 

Peki bunca insan niye bir duvarın önünde ibadet ediyordu? Bu sorunun cevabını da bizim için meydanın girişine yazmışlar:

"Yahudi öğretilerine göre Tapınak Tepesi Yaradılış noktasıdır. Tepenin merkezinde Yaradılış Taşı bulunur. Adem maddiyata bu noktada geldi. İbrahimİshak ve Yakup burada Allah'a hizmet etti. İlk ve İkinci Tapınaklar bu tepenin üzerinde kuruldu. Ahit Sandığı Yaradılış Taşı'nın içine yerleştirildi. Kudüs, Allah tarafından dünyadaki varlığının ikametgahı olarak seçildi. Davut, tapınağı yapmayı çok istedi ama oğlu Süleyman 3000 yıl önce burada ilk tapınağı inşa ettirdi. Babil Kralı Nevuchadnezzar tarafından yıkıldı. İkinci Tapınak ilkinin kalıntıları üzerine yetmiş yıl sonra inşa edildi. 1900 yıl önce Romalılar tarafından yıkıldı. Şu an gördüğünüz Batı Duvarı, Tapınak Tepesinin batıdaki destek duvarlarının bir kalıntısıdır. Yahudiler, birgün tapınağın tekrar inşa edileceğine dair inançları ile yüz yıllardır bu duvarın önünde ibadet etmektedirler. Yahudi evliyaların dediği üzere "Allah'ın varlığı Batı Duvarı üzerinden hiçbir zaman kalkmaz." Tapınak Tepesi bütün dünyadaki Yahudiler için kıble olmaya devam etmektedir."

Kısaca böyle özetlemişler işte. Buradan mahallenin derinliklerine doğru kalabalıkla birlikte akıyoruz. Nereye gittiğmizden bi haber mistizmin içinde büyülenmiş şekilde ilerliyoruz sarı taşlı sokaklarda. İçerisindeyken anlamak zor gerçekten ama burası eski Kudüs'ün en yeni bölgesi aslında. 1948 yılındaki Arap-İsrail Savaşı'nda bu bölge tamamen yıkılıyor. Tüm Yahudiler eski şehirden çıkartılıyor. Yıkılmayan binalar ise ahır olarak kullanılıyor. Sonrasında Altı Gün Savaşı ile bölge tekrar Yahudilerin eline geçiyor ve buradaki çoğu binayı eskisine uygun olarak tekrar inşaa ediyorlar.

Yürümeye devam ederken Yanmış Ev (Burnt House)'in önünden geçtik. Burası İkinci Tapınak döneminden kalma Romalılar tarafınca yakılmış bir ev. Vaktimiz olmadığı için içine giremeden geçmek zorunda kaldık. Aynı şekilde yol üstündeki Wohl Arkeoloji Müzesi ve Karaite Müzesi'ni de geçtik. Derken 7 metre genişliğinde olan şehrin eski defans duvarları olan Geniş Duvar (The Broad Wall) ile karşılaştık. 

Biraz ilerleyince önce uğultu şeklinde gelen sesin aslında bir tekno şarkı olduğunu farkettik. Biz ilerledikçe müziğin sesi de arttı. Biraz aşağısında orjinali 1700'lü yılların başında yapılmış olan 2010 yapımı Hurva Sinagogu bulunuyordu. Biraz abartıyor olabilirim ama şaka yapmıyorum; karşılaştığım manzara şu şekilde: İlahileri tekno yapmışlar, içeride takım elbiseli, lüle lüle saçlı erkekler Apaçi dansı benzeri dans ediyordu. Sinagogun dışında da dev ekranlardan içerisi gösteriliyordu. En azından dışarıdan bakan birisi için durum buna benzerdi. Ekranlara inanmayıp bir de kapıdan kafamı uzattım ki, evet, gözlerim beni yanıltmıyordu. Manzara aynen bu. Nerde o eski bayramlar denir ya; işte burada. Sinagogun önü mahallenin ana meydanı. Bütün meydan pamuk helva, patlamış mısır, kola satan satıcılar ve akşamın geç saatine rağmen yüzlerce bir oraya bir buraya koşturan çocuk ile doluydu.

Seyredip biraz eğlendikten sonra Cardo'ya doğru yürüdük. Cardo'nun ne olduğuna önceki yazımda değinmiştim. Burada etrafındaki kalabalıktan, ünlü olduğunu zannettiğim bir grup, canlı müzik yapıyordu. Farkettiğim bir şey de bir organizasyon oldu mu Yahudiler ortak yiyecek içecek getiriyor sanırım. Canlı müzik yapan adamın yanında bir örtü vardı ve üzeri kola, meyve suyu... doluydu. Kağıt bardakları ile herkes orta malı şeklinde yiyip içiyordu ne varsa. Birkaç yerde daha gördüğüm için dikkatimi çekti. 

4 Sephardik Sinagogu'nun sokağından girip otelimiz olan Sephardic Hotel'e ulaştık. Farklı taraflarından şehre bakabilmek için 2 gün Müslüman mahallesinde kaldıktan sonra 2 gün de Yahudi mahallesinde kalacaktık. Sephardi, Yahudiliğin bir mezhebi. İspanya kökenliler. İspanya'dan sürülüp İstanbul, İzmir, Selanik, Mısır, Tunus, Fas... gibi yerlere yerleşmişler. Yasmin Levy'de mesela Sephardik. 

Bu arada otele check-in yaptırdıktan sonra tekrar şehrin surlarının dışına park ettiğimiz arabamıza gidip bavullarımızı almak zorunda kaldık. Sukot'da eski şehre araba ile girmek mümkün ama imkansıza yakın. O yüzden zorlayıp sinirlerimizi bozmaktansa kaslarımızı çalıştırdık biraz. Yazının 3. bölümü olan Ermeni ve Hristiyan mahalleleri için benim olmasa da Leyla'nın uykuya ihtiyacı vardı. İyi bir uykudan sonra sırada 3. bölüm var...