Cruise ile Karadeniz: Trabzon Gezisi

Bugün lüks kruvaziyer seyahatimizin en enteresan ve en güzel günlerinden biri. Çünkü bu dev gemi ile bir Türk limanını ziyaret ediyoruz. Hem de Trabzon’u… Sabah saat 7.00’de Trabzon limanına yanaşırken denizden Trabzon’u seyretmenin keyfine varmak için erkenden güverteye çıktım. Ohh vatanım! Bakalım bugün nereleri gezeceğiz ve ne güzellikler bizi bekliyor.

Gemimiz limana yanaşınca hiç zorluk çekmeden gemi kartlarımız ile gümrükten geçerek bizi beklediğini zannettiğimiz taksi ve dolmuşları ve tur araçlarını aradı gözlerimiz. Heyhatt etrafta kimseler yok. Sanki bugün bu 2500 kişinin geleceğinden bi haberler. Ne olacak şimdi, kim bu kadar kişinin parasını yiyecek. Hâlbuki Avrupa’da olsak, kapı önü mahşeri kalabalık olurdu. Taksiciler müşteri kapmak için yarışırlardı. Neyse, 5 dakikalık yürüyüşten sonra balıkçılar ve köy dolmuşlarının kalktığı aşağı Çömlekçi Caddesi’ne geliyoruz. Amacımız öncelikle Sümela Manastırı’nı ziyaret etmek. Ama kimsenin umurunda değil. Dolmuşçulara soruyoruz, yarım saat sonra minibüs dolarsa gideceklerini söylüyorlar. Haydi Maçka’ya gidelim diyoruz, onu da başaramıyoruz. Ama bir tüyo alıyorum, yukarıdaki Atatürk meydanında bulunan turizm şirketleri Sümela Manastırı’na tur düzenliyorlarmış. Çarşıyı ve sokağı dolaşarak yolumuza devam ediyoruz.

Bu balıkçılar çarşısından ayrılmakta zor geliyor insana, hele şu palamutlara bakın, neden bir tanesini pişirtip yemiyoruz kii! Haydiii gemimiz 1 günlüğüne burada, daha çok görecek yerlerimiz var, yola koyulmamız lazım. İş başına. Şimdi balıkçıların karşısındaki bayır sokak yokuşundan yukarıya meydanına doğru yürüyoruz. Güzel ve temiz bir park ve Atatürk Meydanı bizi karşılıyor. Burada kısa bir araştırma neticesinde Metro Turizm’in Sümela’ya gittiğini öğreniyorum. Hemen yazıhanesini bulup 15 dakika sonra kalacak olan araçtan yerimizi ayırtıyorum.

Aracımız geldiğinde bir kez daha şaşırıyorum. Güzel bir Mercedes minibüs, efendi ve güzel giyimli şoförü bizi güleryüzü ile araca davet ediyor. Şaşırdığım nokta şu. Araçta kardeşimle benden başka Türk yolcu yok ve gerisi yabancı, üstelik de bizim geminin yolcuları. Nereden öğrenmişler, nereden gelmişler taa buraya ve Sümela’yı gezmeye. kendi başlarına ne cesaret! bravo doğrusu. Bunlardan korkulur vallahi. Tabii şoförün lisanı olmadığından tercümanlık yine bana kaldı. Neyse şamata gır gır, Trabzon’u anlata anlata, yolda bir de çağlayanlı bir dağ kahvesinde mola vererek 1 saatte manastıra geldik. Yoldaki tabelalar burasını Meryem Ana diye adlandırıyorlar. Şoförümüz Ahmet Bey dönüşümüz için bizi 2 saat sonra girişte bekleyeceğini söyleyerek, müze ören yeri girişimizi yapıyoruz. Giriş 18 TL. Ben ise Maximum kartımı kullanarak içeriye ücretsiz girdim. Tabii burasının engelliler için uygun bir yer olmadığını söylemem lazım.Yokuş ve merdivenli olan bu dağın başına, bu manastırın, bu duvar resimlerinin, ikonların nasıl yapıldığına akıl sır erdiremiyorum. Tabii ki ilahi bir el verilmiş burayı yapan 2 aziz rahiplere. Zaten size burası hakkında detaylı bilgi vermek amacım değil. Google araştırmanızda her şeyi şıp diye öğreniyorsunuz. Burada amacım size çektiğim resimleri ve anılarımı paylaşmaktır. Gemi seyahatimin bir günlük bu molasında sizleri keyif ile Trabzon’da daha çok yeri dolaştırmaktır.

Sümela Manastırı defalarca yağmalanmasına, define bulmak için kazılıp talan edilmesine rağmen son zamanlarda ve hala devam eden restorasyon çalışmaları ile turistlerin, bilhassa Hristiyanların kutsal kabul ettikleri ve sık ziyaret ettikleri bir yer olmuş.

Araçlarımızı bıraktığımız yerdeki dar bir patikadan 15 dakika kadar yürüdükten sonra manastır ve müştemilatına geliyoruz. İçeride kalabalık bir turist gurubu var. 1 saatlik turun sonunda hala restorasyonu süren ana binaya giremiyoruz. Onun yerine yorulunca nefis manzaralı kafeteryasında bir kahve molası veriyor ve manzaranın keyfine varıyoruz. Hafif sis bulutları zaman zaman görüşü engellese de, bu olağanüstü renklerin armonisi ve tabiatın kokusu bizi mest ediyor. Tabii ki her Türk vatandaşının buraları gezmesi, görmesi ve bu tip yerlerin kıymetini anlaması lazım. Ancak yine de etraftaki çöp yığınlarının ve buraya gelen araçlarının park problemi çözülmüş değil. Yazık. 
İki saatimiz doldu ve bizim grup tam saatinde girişte toplanıp aracımıza biniyoruz. Hemen Trabzon’a dönüş yolunu tutuyoruz. Daha gezecek çok yerimiz var. 35 dakikalık bir yolculu sonunda gelinen yer, Atatürk Meydanı. Borcumuz ise 25 TL. Evet, yanlış duymadınız. 10$ yani. İşte memleketimiz bunun için bile gezmeye ve sevmeye değer.

Meydanda inince gemide bıraktığımız iki yolcumuzun (annem ile kardeşim) da bize katılmasıyla bu sefer bir taksi tutup Atatürk Köşkü’ne çıkıyoruz. 20 dakikalık bir yoldan sonra işte o meşhur köşkteyiz. 1890 yılında yapılmış olan bu köşk 1924 ve 1937 yıllarında Atatürk’ün kaldığı evdir.  Daha sonra 1943 yılında Trabzon Belediyesi’nce satın alınarak müze olarak tanzim edilmiştir. Çok bakımlı ve düzenli olan bu müzeye giriş ücreti olarak 3 TL ödedik.

Atatürk’ün kullandığı eşyalar, yatak ve koltuklar çok güzel restore edilmiş ve görülmeye değerdi. Dönüş yolunda eski kale ve kısa bir çarşı-pazar turundan sonra artık gemimize dönüyoruz. Daha çok görülecek yer var ama fazla uzaklaşmayalım ve gemimizin kalkış saatini bekleyelim diyorum. Eh ne de olsa sabahın taaa erken vaktinden beri ayaktayız ve yorulduk, artık akşama suşi yiyelim diyorum. Masadaki arkadaşlarımız da bu akşamın sürprizi olarak bize baklava ikram ettiler.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden
 
Yahya Kemal Beyatlı’nın bu şiirini mırıldanıyorum ve yavaş yavaş gemimiz limanı terk ederken, akşamın sakinliği ve maviliği, doyumsuz bir seyir haline geliyor. Güverteden Trabzon’a ellerimizi sallıyor ve gelecek seferlerde yaylalara ve bilhassa Uzungöl’e gitmek ümidiyle hepinize iyi akşamlar ve bol eğlenceler diliyorum, sevgili cruise dostlarım. Sağlık ve afiyette kalın.
 
H. Oğuz Esen

YAZI DİZİSİNİN DİĞER BÖLÜMLERİ:

gezimanya.com/GeziNotlari/cruise-ile-karadeniz-istanbuldan-cikis
gezimanya.com/GeziNotlari/cruise-ile-karadeniz-burgaz
gezimanya.com/GeziNotlari/cruise-ile-karadeniz-varna
gezimanya.com/GeziNotlari/cruise-ile-karadeniz-kostencegezimanya.com/GeziNotlari/cruise-ile-karadeniz-trabzon-gezisi

Etiketler

H. OĞUZ ESEN

Yazar Hakkında

H. OĞUZ ESEN

İş güç ve çoluk çocuk işlerini bitirdikten sonra emeklik günlerimi tadında geçirmek için, sıhhat ve akıl fikir yerinde iken gezmeyi seçenlerdenim.