Google+

Arama formu

Ya! Ya! Ya! Şa! Şa! Şa! Romanya (5. Bölüm)

Doğu Alpleri artık geride kalmıştı. Küçük, güzel köylerden geçtim. Kıvrıla kıvrıla Orşova’ya geldim. Gördüğüm tüm Romanya şehirlerinden başka bir hava; sanki 1970'lerin sonundan kalmış bir sayfiye yeri gibiydi. Dağ havasına alışmıştım sanırım. Tuna’nın kıyısında olan bu şehrin havası çok sıcak ve nemli geldi. Hava kararmaktayken yukarı doğru tırmandım, Eşelnita’da konakladım. Akşam bakkala gidip gelirken köyün yaşlıları ile selamlaştık. Romanya’daki bakkal ve marketlerin önü ya da yanında aynı zamanda bir çeşit kafe/bar, toplaşma yeri olan yerler var. Burada, biraz daha kuzeyde olan Timişoara Bira Fabrikası’nın ürününü denedim; tadı akılda kalmıyor.

Sırbistan’a geçecektim ama önce bu civardaki, güzel olduğu söylenen bir kanyonu görmek istiyordum. O tarafa sürdüm ama bulamadım. Daha fazla da gitmek istemiyor, sınır kapısı için geri dönmek istiyordum. Döndüm, aynı marketin önünden geçerken park etmiş bir motor gördüm. Sürücü marketin önünde birkaç kişi ile oturuyordu. “Bu motorcuya sorabilirim” dedim; tam da doğru kişiye sormuşum. O abi, görmek istediğim kanyonda gezi teknesi işletiyormuş, motoru ile işe giderken burada sabah kahvesini içiyormuş. Bana da kahve ısmarladı, ben de tüm oturanlara birer nazar boncuğu takdim ettim, sonra o önde ben arkada yola koyulduk. Tuna’nın kıyısında güzel bir yere geldik. Tuna’nın diğer tarafı Sırbistan’dı. Tuna boyunca tur yapan tekneler geçiyordu. Motorcu abi yıllarca Almanya’da çalışmış olduğunu, asıl işinin tamircilik olduğunu, burada ek iş yaptığını, yarı İngilizce yarı Almanca anlattı. Kanyonun girişinde eski bir devlet adamının sureti kayaya oyulmuş (Chipul lui Decebal / Decebal Kaya Heykeli). Belki bu yapaylıktan, belki yola devam etme arzumdan; ne kanyon ne de burada bir tekne turu beni çekti ama şunu söyleyebilirim; bu rotaya devam edildiğinde Tuna kıyısı boyunca güzel yol olur gibiydi.

Sırbistan

Sırbistan-1

Nasıl güzel bir yol değil mi? Ben ise geri döndüm ve Sırbistan sınırına doğru sürmeye başladım. Artık kafamda dönüş yolu başlamıştı. Bir köprüden oluşan sınırı çabucak geçtim ve uzun bir bisiklet rotası olan yolda Tuna boyunca Donji Milanovac’a doğru sürdüm. Sınırdan geçtikten sonra yakıtımın azaldığını fark ettim, Tuna’nın bu tarafı diğer tarafına göre bir hayli tenhaydı, gelen geçen ve yaklaşık 50 kilometre kadar kayda değer yerleşim yeri ve benzin istasyonu yoktu.

Sırbistan-2

Neyse ki yolda kalmadım. Yakıtı alınca rahatladım ve PE Djerdap Ulusal Parkı’nın içine doğru sürdüm. Belgrad’ı görmekten vazgeçmiştim, yolda Niş’i görmekten de vazgeçtim. Hafif yağmurlu bir havada, başlangıçta asfaltı bozuk ama sonra kısmen düzelen yolda, sık ormanda sürdüm. Karşıma bir tilki çıktı. Küçük Prens’teki tilkiyi hatırlatıyordu. Fotoğrafını çekmek istedim. Durdum. Motoru kapattım. İndim. Eldivenimi çıkardım. Tüm bunları yaparken tilki yolun solunda ağaçların arasından beni kımıldaman seyretti. Tam deklanşöre (Cep telefonunda da deklanşör mü diyoruz?) basacaktım ki vınnn, gözden kayboldu. Tilki ile karşılaştığımız yer de anı olarak kaldı.

Sırbistan-3

Sırbistan’ı doğusundan, kuzey güney doğrultusunda geçtim; az önce asfalta kötü mü demiştim; daha da kötüleşti, yama, yama, yama ve en sonunda asfalt tamamen yok oldu. Derin bir stabilize yola dönüştü. Yolun bu kısmı bir hayli yorucuydu. Geçtiğim köyler sessizdi. Bir çeşmede ve bir mezarlıkta kısa bir süre durdum; mezarlıklar ilgimi çeker. Nihayet bir köyün bakkalında mola verdim. Önünde bir masa; 6 - 7 kişi oturuyor, kafaları güzel. Otur iç dediler; motoru gösterdim. Dönüp dönüp ısrar ettiler, derdimi anlatamıyordum. Bir ara, kafası en hoş olanlardan birisi, “Motoru ver de bir tur atayım” dedi. “Motor lazım, daha İstanbul’a döneceğim” dedim. Bir diğeri bilgece sözler söylüyordu. Neyse, zinciri yağladıktan sonra oturdum bir meyve suyu içtim hayatımın en uçuk muhabbetlerinden biri eşliğinde. Kırıcı olmadan paçayı kurtarmaya çalışıyordum. O sırada oradan geçen birileri; “Ne yapıyorsun, onlar köyün delileri, dedi, sonunda tekrar yola koyuldum. Çok yorulmuştum, uçmayı denedim.

Sırbistan-4

Olmadı. Benzin aldıktan sonra istasyonun yan tarafında bir süre sırt üstü uzanıp dinlendim.

Sırbistan-5

Sırbistan köylerinden geçtim.

Sırbistan-6

Dimitrovgrad’dan da geçtim. Eminim Sırbistan’ın çok güzel yolları vardır ama sanırım ben en yorucu rotalardan birini seçtim. Sınıra en yakın yerleşim yeri olan Dimitrovgard’da bir mola daha verdim. Garson Türkçe konuşabiliyordu. Zaten buraya doğru gelirken Türk lokantaları başlamıştı yol üzerinde. Sonra, sağanak bir yağmur eşliğinde güzelim Bulgar eline girdim.

Sırbistan-7

Gökkuşağını yakalayamadım ama huzurla Sofya’ya kadar sürdüm.

Sırbistan-8

Sırbistan-9

Sırbistan-10

Geceyi Sofya’da geçirdim. Hostelde tanıştığım Rus arkadaşımla önce Happy isimli mekânda bir yemek yedik, sonra Sofya’yı turladık. Happy sevgimi bilen bilir. Ertesi sabah yolda bir kere daha Happy'e gittim!

Sırbistan-11

Ve daha sonra girdim memleket kapısından içerü.

Sırbistan-12

Kapı Kule Sınır Kapısı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirini de buraya bırakayım. Ayrıca Edirne’ye kadar gelmişken, Koca Sinan’ın ustalık eserini görmeden geçmek olmazdı.

Sırbistan-13

Çorlu civarında yol kenarında kana kana bir kavunu yediğim zaman yolculuk bitmişti; “Oh!” dedim.

Sırbistan-14

Temsilî Romanya rotamı da buraya bırakıyorum.

Sırbistan-15

Yazı dizisinin birinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz.
Yazı dizisinin ikinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz.
Yazı dizisinin üçüncü bölümünü buradan okuyabilirsiniz.
Yazı dizisinin dördüncü bölümünü buradan okuyabilirsiniz.

Etiketler