Sigiriya Aslan Kayası ve Ella'ya Yolculuk

Geceyi Sigiriya'da Lyon Rest adında bir köy evinde geçiriyoruz. Yemyeşil bir bahçenin tam ortasında kalan bu köy evi gerçekten huzurlu. Huzurlu olmasına huzurlu ama odanın içerisi böcek, kertenkele dolu; sizi koruyan tek şey ise cibinlik. Sabah 7.00'de kahvaltıyı yaptıktan sonra Aslan Kayası'na gitmek üzere yola çıktık. UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan bu devasa monolit kaya ile ilgili detaylı bilgileri Sigiriya Aslan Kayası adlı yazımda bulabilirsiniz.

Aslan Kayası'na çıkarken belediye tarafından eğitilmiş profesyonel rehberler kayanın tanıtımını yapıyorlar.  Rehberimiz Gune, bu kaya ile ilgili yeterli bilgiye sahipti ancak yaşlı olması sebebiyle bu kayaya kadar bizimle gelemedi. Parasını önden ödeyip bir rehber tutuyoruz ve kayayı gezmeye başlıyoruz. Gezi bittiğinde ise rehber bize baktı, elini uzattı ve kafasını iki yana sallamaya başladı. Parasını zaten ödediğimiz için bu harekete pek anlam veremedim; ancak Gune burada işlerin böyle yürüdüğünü, buradakilerin parasını ödesen bile kolay kolay peşini bırakmadıklarını söyledi ve kendi cebinden bir miktar para çıkarıp rehbere uzattı. Gune'ye neden bu kişilere prim verdiğini sordum. Gune yine şahsına münhasır bir şekilde oradaki rehbere soruyor, " Sen mutlu musun?"

Adamın mutluluğu sarı dişlerinden ve kafayı iki yana sallamasından çok belli, sormaya bile gerek yok. Sonra bana döndü, "Sen mutlu musun?"

Ben de istemsiz bir şekilde, "Ee, evet." O zaman ben herkesten mutluyum dedi ve kahkahayı patlattı. Gune'yi anlamakta gerçekten zorluk çektiğimi söylemeliyim. Ne zaman anlaşmazlık yaşasak bir çözüm buluyor ve ondan sonra herkese mutlu olup olmadığını soruyor.

Uzun zamandır filleri yakından görmek ve dokunmak istiyordum. Bir önceki gün safari yaparken yüzlerce fili yakından görme fırsatı bulmuştuk; fakat tehlikeli olması sebebiyle araçtan bile inememiştik. Gune, bize fillere binebileceğimiz bir yerden bahsetmişti; hadi gidelim dedik. Bizi götürdüğü yerde yaklaşık on kişi kahvehane gibi bir yerde oturmuş kağıt oynuyorlar ve hepsi zilzurna sarhoş. Gune'ye bu adamların ne yaptığını soruyorum. Gune, bu insanların filleri eğlence amacıyla sahiplerinden kiraladıklarını ve bu işten iyi para kazandıklarını söylüyor. Bir fili sahibinden ayda ortalama 200.000  rupiye (1000 dolar) kiralıyorlarmış . Kazandıkları para ise 4000-5000 doları buluyormuş. O kadar para kazanıyorlar ki; akşama kadar içip duruyorlar, başka bir şey yapmıyorlar diyor. Halk da bu insanlara iyi gözle bakmıyormuş. İyi gözle bakılmamalarının en önemli sebebi ise filleri eğlence adına istismar etmeleri. Filleri terbiye etmek adına kanca ve keskin aletlerle dövüyorlarmış. Bunu duyunca file binmekten vazgeçtik. Fili yakından görmek istediğimi söyleyince hemen para istediler. Eline 200 rupi sıkıştırıp file yaklaştım. Filin yüz ifadesi adeta yapılan muameleyi gözler önüne seriyor.

Filler inanılmaz bir hafızaya sahipler ve oldukça zekiler. Ailelerine bağlılıkları insanlardan da ileri düzeyde. Bu hayvanlar, eğlence adına ailelerinden koparılmalarını ve dövülmelerini elbette unutmuyorlar. Fakat aldıkları darbeler ve boynundaki zincir onlara çaresizliği öğretmiş.

Oradan pek  iyi duygularla ayrıldığımı söyleyemem. Bir sonraki durağımız Kandy. Sigiriya-Kandy arası yaklaşık 2 saat. Yol üstünde büyük ve fazlasıyla ilginç bir yapı dikkatimi çekti. Gune, yapının bir budist tapınağı olduğunu söyledi. Sri Lanka'ya gelip görkemli tapınakları ziyaret etmemek olmaz. Tapınak bana fırlatılmayı bekleyen bir roketi andırıyor; gerçekten çok ilginç ve göz alıcı bir mimarisi var.

300 rupi karşılığında biletimizi aldık. Bir görevli bizi kapıda karşıladı ve içeri girmeden önce ayakkabılarımızı çıkarmamızı söyledi. Alabildiğine geniş bir alan,her yer rengarenk. Yapının içinde ve dışında  onlarca tanrı figürü ve mistik öğe yer alıyor. Ganeşa ise en göze çarpanı. Tam ortada bir adam bağdaş kurmuş; şöyle bir bakayım derken göz göze geldik. Kan çanağı gözlerle sert bir bakış attı. Hafif gülümseme ile birlikte "Ayubowan" deyip yanından geçtim. Sonuçta her horoz kendi çöplüğünde öter. Arka fonda çalan müzik ise ileride psikonevrotik sorunlar yaşatacak cinsten. Buna rağmen içeride keşfedilmeyi bekleyen o kadar figür var ki; bu da fon müziğine katlanmak için iyi bir neden olsa gerek. Bizi kapıda karşılayan görevli bizimle içeri geldi ve bize tapınak hakkında bilgiler vermeye başladı. Fon müziğinden olsa gerek Ganeşa ve önünde yanan mumlara dalgın dalgın bakıyordum. Kuzenimin telefonu çalıyor; onu bile duymamışım. Ta ki " Lan o hesabını kapatmadı daha veresiye verirsen seni öldürürüm" diyene dek. Bu haykırış beni uyandırmaya yetti. Biraz daha etrafı gezdik ve dışarı çıktık. Uzunca bir yol bizi bekliyor; toza bulanmış ayaklarımızı temizledikten sonra yolumuza devam ediyoruz.